Akciğer kanseri, bronşiyal epitelden, yani hava yollarını döşeyen hücrelerden köken alan ve tüm dünyada kansere bağlı ölümlerin en sık nedeni olan malign bir hastalıktır. Tarihsel süreçte tütün ürünlerinin kullanımının yaygınlaşmasıyla paralel olarak insidansı dramatik bir şekilde artış göstermiştir. Hem erkeklerde hem de kadınlarda en sık görülen ve mortalitesi en yüksek kanser türleri arasında yer alması, hastalığı sadece tıbbi değil, aynı zamanda küresel bir halk sağlığı sorunu haline getirmektedir.
Akciğer Kanseri Epidemiyolojisi
Küresel kanser istatistikleri incelendiğinde, GLOBOCAN 2020 verilerine göre akciğer kanseri, dünya genelinde tanı konulan tüm kanserlerin yaklaşık %11,4'ünü oluşturmakta ve kanser kaynaklı ölümlerin %18'inden sorumlu tutulmaktadır. Türkiye’deki duruma bakıldığında ise sigara tüketim oranlarının yüksekliği nedeniyle tablo ciddiyetini korumaktadır. T.C. Sağlık Bakanlığı verilerine göre akciğer kanseri, erkeklerde yüz binde 50 60 bandındaki insidans hızıyla en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda ise meme ve tiroid kanserinden sonra gelse de, son yıllarda tütün kullanımının kadınlar arasında yaygınlaşmasına bağlı olarak vaka sayılarında belirgin bir artış gözlemlenmektedir. Ayrıca Türkiye’nin özellikle İç ve Doğu Anadolu gibi bazı bölgelerinde, çevresel asbest maruziyetine (aktoprak kullanımı) bağlı olarak sigara içmeyen bireylerde dahi akciğer kanseri ve mezotelyoma oranlarının dünya ortalamasının üzerinde seyrettiği dikkat çekici bir epidemiyolojik veridir.
Akciğer Kanseri Etiyolojisi ve Risk Faktörleri
Akciğer kanseri multifaktöriyel bir hastalık olmakla birlikte, etiyolojideki en baskın ve önlenebilir faktör tütün kullanımıdır. Vakaların %85-90’ından sorumlu olan sigara kullanımı, günlük içilen miktar ve kullanım süresiyle (paket-yıl hesabı) doğru orantılı bir risk artışı yaratmaktadır; buna ek olarak pasif içicilik de riski %20-30 oranında artırır. Sigara dışı nedenler arasında, toprakta doğal olarak bulunan uranyumun bozunmasıyla ortaya çıkan radon gazı ikinci sırada gelirken, endüstriyel alanda ve Türkiye’nin bazı kırsal kesimlerinde karşılaşılan asbest maruziyeti de önemli bir etkendir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kanserojen olarak sınıflandırılan hava kirliliği (partiküler madde maruziyeti), genetik yatkınlık (aile öyküsü) ve daha önce geçirilmiş tüberküloz veya Chronic Obstructive Pulmonary Disease (COPD) gibi akciğerde skar dokusu bırakan hastalıklar da risk tablosunu oluşturan diğer önemli parametrelerdir. Hem de İyonlaştırıcı radyasyona maruz kalma akciğer kanseri riskini artırır. Bu artan risk atom bombası kurtulanlarında ve radyoterapi gören hastalarda bildirilmiştir. Klinik yaklaşımı ve tedavi protokolünü belirleyen en temel faktör, kanserin histolojik tipidir. Akciğer kanserleri, biyolojik davranışları ve tedaviye yanıtları açısından iki ana gruba ayrılır. Birinci grup olan Non-Small Cell Lung Cancer (NSCLC), tüm vakaların yaklaşık %80-85'ini oluşturur. Bu grup kendi içinde Adenokarsinom (günümüzde en sık görülen alt tip), Yassı Hücreli (Squamous) Karsinom ve Büyük Hücreli Karsinom olarak alt sınıflara ayrılır; genellikle daha yavaş seyirlidir ve erken evrede cerrahi şansı yüksektir. İkinci grup olan Small Cell Lung Cancer (SCLC) ise vakaların %10-15'ini oluşturur. Sigara ile ilişkisi en güçlü olan bu tür, nöroendokrin kökenlidir ve oldukça agresif bir seyir izler. Tanı konulduğunda genellikle metastaz yapmış olduğundan cerrahiden ziyade kemoterapi ve radyoterapiye duyarlıdır.
İnatçı Öksürük: Tedaviye yanıt vermeyen kronik öksürük; özellikle sigara içen bireylerde öksürük karakterinin değişmesi önemli bir uyarıcıdır.
Hemoptizi (Kanlı Balgam): Tümörün hava yollarını erozyona uğratması sonucu gelişen, hastaları en çok endişelendiren belirtidir.
Nefes Darlığı (Dispne): Hava yolu tıkanıklığı, plevral efüzyon (akciğer zarında sıvı birikmesi) veya göğüs duvarı tutulumu gelişmesi durumunda tabloya eklenir.
Göğüs Ağrısı: Hastalığın yayılımına bağlı olarak göğüs duvarı tutulumunda ortaya çıkabilir.
Sistemik Etkiler: Açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik.
Akciğer Kanseri Tarama Yöntemleri
Akciğer kanserinde sağkalımı belirleyen en önemli faktör erken tanıdır; ancak geçmişte kullanılan akciğer grafisi gibi yöntemler tarama için yetersiz kalmıştır. Günümüzde kabul gören altın standart tarama yöntemi Low-Dose Computed Tomography (LDCT) tetkikidir. Türk Toraks Derneği ve uluslararası rehberler (USPSTF), özellikle 50-80 yaş aralığında bulunan, en az 20 paket-yıl sigara içme öyküsü olan ve halen sigara içen ya da son 15 yıl içinde bırakmış olan bireylerin yüksek risk grubunda olduğunu belirtmektedir. Bu kriterlere uyan kişilere yıllık LDCT çekilmesi, lezyonların henüz semptom vermeden yakalanmasını sağlayarak kansere bağlı ölümleri %20 oranında azaltmaktadır.
Akciğer Kanseri Mortalitesi ve Prognozu
Akciğer kanseri, tanı konulduğunda vakaların yaklaşık %70'inin lokal ileri evre veya metastatik (yayılmış) evrede olması nedeniyle yüksek mortalite oranlarına sahiptir. Hastalığın prognozu evre ile doğrudan ilişkilidir; erken evrede yakalanan hastalarda 5 yıllık sağkalım oranı %60-70 civarındayken, uzak organ metastazı gelişmiş dördüncü evre hastalarda bu oran ne yazık ki %5-10 seviyelerine kadar düşmektedir.
Akciğer kanseriyle mücadelede en etkin strateji, tedavi olanaklarının geliştirilmesinden ziyade hastalığın önlenmesidir. Epidemiyolojik veriler ışığında, sigaranın bırakılması akciğer kanseri riskini azaltan en kanıtlanmış yöntemdir. Sigara bırakıldıktan sonraki ilk 10 yıl içinde akciğer kanseri gelişme riski, içmeye devam edenlere kıyasla %50 oranında azalmaktadır. İleri yaşlarda veya uzun yıllar sigara içmiş bireylerde bile sigaranın bırakılması, kümülatif DNA hasarının durdurulması ve prekanseröz lezyonların gerilemesi açısından hayati önem taşır. Bu nedenle, ulusal sağlık politikalarında tütün kontrolü ve sigara bırakma programlarının yaygınlaştırılması, mortaliteyi düşürecek en güçlü silahtır.
Yukarıda yer alan bilgileri inceledikten sonra, aşağıdaki hazırladığımız kısa ve yönlendirici senaryolarla farkındalığınızı test edebilirsiniz.